2025

António Guterres, Birleşmiş Milletlerin dokuzuncu Genel Sekreteri olarak 1 Ocak 2017 tarihinde görevine başlamıştır.
Mülteci kamplarından savaş bölgelerine kadar dünyanın en kırılgan kesimlerinin yaşadığı acılara bizzat tanıklık eden Genel Sekreter, çalışmalarının merkezine herkes için insan onurunun korunmasını yerleştirmiştir. Küresel ölçekte eşi görülmemiş zorlukların yaşandığı bir dönemde, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’ne bağlılığı doğrultusunda insanları harekete geçirmeyi ve ortak eylemi teşvik etmeyi amaçlamıştır.
COVID-19 salgınına karşı mücadele, iklim krizinin ele alınması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ilerletilmesi, barışın, sürdürülebilir kalkınmanın, insan haklarının ve insani yardım faaliyetlerinin güçlendirilmesi için Birleşmiş Milletlerin 21. yüzyıla uygun kapsamlı reformlarını desteklemiştir.
2022 yılında patlak veren Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna limanlarında mahsur kalan yaklaşık 20 milyon ton tahılın dünya piyasalarına ulaştırılmasını amaçlayan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın taraflar nezdindeki etkin nüfuzu ve Sayın António Guterres’in oluşturduğu diplomatik zemin sayesinde 22 Temmuz 2022 tarihinde imzalanmıştır.
Sayın Guterres, Genel Sekreter olarak atanmasından önce Haziran 2005–Aralık 2015 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yapmış, bu süreçte dünyanın önde gelen insani yardım kuruluşlarından birine, en ciddi yerinden edilme krizlerinin yaşandığı bir dönemde liderlik etmiştir. Suriye ve Irak’taki çatışmalar ile Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Yemen’deki krizler Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin faaliyetlerinin büyük ölçüde genişlemesine yol açmış, çatışma ve zulüm nedeniyle yerinden edilen insanların sayısı 2005 yılında 38 milyon iken 2015 yılında 60 milyonu aşmıştır.
Sayın Guterres, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yapmadan önce yirmi yılı aşkın süre hükümet ve kamu hizmetinde görev yapmıştır. 1995–2002 yılları arasında Portekiz Başbakanı olarak görev yapan Guterres, bu dönemde Doğu Timor krizinin çözümüne yönelik uluslararası çabalarda aktif rol üstlenmiştir.
2000 yılının ilk yarısında Avrupa Konseyi Dönem Başkanı olarak görev yaptığı sırada büyüme ve istihdamı hedefleyen Lizbon Stratejisi’nin kabul edilmesine öncülük etmiş, ayrıca ilk Avrupa Birliği–Afrika Zirvesi’ne eş başkanlık yapmıştır. 1991–2002 yılları arasında Portekiz Devlet Konseyi üyeliğinde bulunmuştur.
Sayın Guterres, 1976 yılında Portekiz Parlamentosuna seçilmiş ve 17 yıl boyunca milletvekilliği yapmıştır. Bu süre içinde Ekonomi, Maliye ve Planlama Parlamento Komitesine başkanlık etmiş; daha sonra Yerel Yönetimler, Bölgesel İdare ve Çevre Komitesinin başkanlığını yürütmüştür. Aynı zamanda partisinin parlamentodaki grup lideri olarak görev yapmıştır.
1981–1983 yılları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olan Guterres, burada Demografi, Göç ve Mülteciler Komitesinin başkanlığını yürütmüştür.
Uzun yıllar boyunca dünya çapındaki sosyal demokrat siyasi partilerin oluşturduğu bir platform olan Sosyalist Enternasyonal içinde aktif rol almıştır. 1992–1999 yılları arasında kuruluşun başkan yardımcılığını yapmış, Afrika Komitesi ile daha sonra Kalkınma Komitesine eş başkanlık etmiştir. 1999 yılından 2005 yılı ortalarına kadar ise kuruluşun başkanlığını yürütmüştür. Ayrıca Portekiz Mülteci Konseyini ve Portekiz Tüketiciler Birliği DECO’yu kurmuş, 1970’li yılların başında Lizbon’un yoksul mahallelerinde sosyal kalkınma projeleri yürüten Centro de Acção Social Universitário adlı kuruluşun başkanlığını yapmıştır.
Sayın Guterres, dünyanın farklı ülkelerinden demokratik geçmişe sahip eski cumhurbaşkanları ve başbakanları bir araya getiren bir liderlik ağı olan Madrid Kulübünün de üyelerindendir.
1949 yılında Lizbon’da doğan António Guterres, Instituto Superior Técnico’dan mühendislik derecesiyle mezun olmuştur. Portekizce, İngilizce, Fransızca ve İspanyolcayı akıcı biçimde konuşmaktadır.
António Guterres, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olarak küresel diplomasinin güçlendirilmesine ve uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne yönelik kararlı çabaları, insani değerlerin savunulması ve sivillerin korunmasına ilişkin ilkeli tutumu, çok taraflı uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine sağladığı katkılar ve özellikle Gazze krizine yönelik insancıl yaklaşımı dolayısıyla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle ifade edilen evrensel barış anlayışına sunduğu katkılar dolayısıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2025 yılı Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Sayın Cumhurbaşkanımızın 29 Ekim 2025 tarihinde açıkladığı ödül, 12 Mart 2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen törenle Sayın Guterres’e takdim edilmiştir.

António Guterres, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olarak küresel diplomasinin güçlendirilmesine ve uluslararası anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne yönelik kararlı çabaları, insani değerlerin savunulması ve sivillerin korunmasına ilişkin ilkeli tutumu, çok taraflı uluslararası iş birliğinin geliştirilmesine sağladığı katkılar ve özellikle Gazze krizine yönelik insancıl yaklaşımı dolayısıyla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle ifade edilen evrensel barış anlayışına sunduğu katkılar dolayısıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2025 yılı Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.

Sayın Cumhurbaşkanımızın BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Takdim Töreni’nde Yaptıkları Konuşma, 12.03.2026

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Tevcih Töreni münasebetiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. 2017 yılından beri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterlik görevini tarafsızlık ve büyük bir ferasetle yürüten kıymetli dostum Sayın Antonia Guterres’i ülkemizde ağırlamanın memnuniyeti içindeyim. Bir kez de sizlerin huzurunda kendisine Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum.

Sayın Guterres’in ülkemizi her ziyareti bizler için ayrı bir önem ve mana taşımıştır. Kendileri 2017’de Genel Sekreterlik görevini üstlenmesinin ardından ilk ikili ziyaretini yine Türkiye’ye gerçekleştirmiştir. Müteakip her ziyaretinde mültecilerin korunması, küresel adaletin tesisine dair projelerin uygulanması ve Ukrayna’daki savaş bağlamında Mekik diplomasisine yaptığı çok değerli katkılara hep birlikte şahit olduk. Uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için adeta sessiz çoğunluğun sesi olan değerli dostuma bu altıncı ziyareti vesilesiyle Atatürk Uluslararası Barış Ödülünü takdim etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Ramazan-ı Şerif vesilesiyle her yıl Müslümanlarla dayanışma ziyaretleri kapsamında ülkemize gelmesini de ayrıca anlamlı bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Bugün barış içinde bir arada yaşama hedefine en büyük tehdidi teşkil eden yabancı düşmanlığı, kültürel ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konusundaki sayısız çalışmaları için kendilerini ayrıca tebrik ediyor, teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, Ramazan-ı Şerifin ülkelerimiz ve tüm insanlık için bir kez daha hayırlar getirmesini, tüm dünyada barış, huzur ve istikrara giden kapıları sonuna kadar açmasını canı gönülden özellikle temenni ediyorum.

Değerli Dostum,

Kıymetli Misafirler,

Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan yurtta sulh, cihanda sulh, ilkesini proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz. İnsanlığın ortak vicdanını, küresel dayanışma iradesini ve geleceğe yönelik umudunu temsil eden Birleşmiş Milletlerin kurucu değerlerinin 80 yıldır en güçlü destekçilerinden biriyiz. Başta bölgemizdeki çatışmalar, savaşlar, zulümler ve insani krizler olmak üzere nerede bir yangın varsa söndürmek için su taşıyoruz. Nerede bir acı varsa, dram, trajedi, gözyaşı varsa tüm gücümüzle onu dindirmeye çalışıyoruz.

Tabii burada değerli dostum Guterres’in hakkını özellikle teslim etmek isterim. Sayın Guterres, 9 yıldır büyük bir başarıyla icra ettiği bu önemli vazifeyi üstlenmeden önce de barışı, diyaloğu, refahı öne çıkaran bir siyasetçiydi. Portekiz Başbakanı olarak ülkesinde refahın artmasına ve demokrasinin kökleşmesine eşsiz katkılar yapmış, yapıcı ve uzlaştırıcı siyaset tarzıyla halkının takdirini kazanmıştı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yaptığı 10 yıllık dönemde ise yerinden edilenlerin insanlık onuruna yakışır şekilde muamele görmeleri ve korunmaları yönünde üstün gayretler sarf etmişti. Sayın Guterres’in bu süreçteki vicdanlı ve kararlı liderliğinin kendisini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine taşıyan merhaleyi teşkil ettiğine inanıyorum.

Değerli Dostlar,

Sayın Guterres’in Genel Sekreterliği sırasında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler çatısı altındaki katkılarını her alanda güçlendirdik, derinleştirdik. Aradan geçen 10 yılda Sayın Genel Sekreter ile gerek bölgemizde gerek dünyada barışı tehdit eden meseleler konusunda yakın diyalog içerisinde olduk. Bu istişare ve çabalarımızın bazen en zorlu şartlarda dahi sonuç verdiğini de memnuniyetle gördük. Sayın Guterres’le birlikte yoğun çaba sarf ettiğimiz Karadeniz Tahıl Girişimi, bu sayede küresel bir gıda krizinin önüne geçmeyi başardık. Ukrayna’da barışın yeniden inşasına ve savaşın sonlandırılmasına yönelik çabalarda Birleşmiş Milletler’le yakın iş birliğimizi devam ettiriyoruz.

Diplomasi ve diyalog, adil ve kalıcı bir barışa giden en güvenli yoldur. Dolayısıyla bölgemizin bir ateş çemberine döndüğü bu zor günlerde Sayın Genel Sekreter’in diplomasi ve diyalog çağrılarını bu bakımdan çok değerli bulduğumu vurgulamak istiyorum. Türkiye olarak biz de coğrafyamızı topyekûn bir felakete sürükleme riski taşıyan İran merkezli şiddet sarmalının daha fazla büyümemesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyoruz. Umutları kırmak, bizi mücadelemizden vazgeçirmek isteyenlere rağmen sabırla ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Burada şunun da bilinmesinde fayda görüyorum: Sayın Genel Sekreter’in çağımızın en büyük mezalimlerinden birinin yaşandığı Gazze’de sergilediği duruş her zaman övgüyle anılacaktır. İnsanlık değerlerimizin sınandığı bu vahşet, özellikle bunun karşısında Sayın Genel Sekreter kendisinden beklenen ilkesel tavrı güçlü şekilde ortaya koymuş, Birleşmiş Milletler parametreleri temelinde iki devletli çözüm yönünde çalışma kararlılığından asla taviz vermemiştir. Sayın Guterres’in gönlünde müstesna bir yere sahip olan mültecilerin korunması ise yakın iş birliği içinde çalıştığımız bir başka alan olmuştur. Bunun da hiçbir zaman unutulmayacağını burada vurgulamak istiyorum.

Bu vesileyle, asrın felaketinin ardından yaşadığımız zor günlerde bize dost elini uzatarak yaraların sarılmasına destek olan tüm Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na Sayın Genel Sekreterin şahsında tekrar teşekkür ediyorum.

Kıymetli Misafirler,

Sayın Genel Sekreter’in gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma hedefi için büyük bir özveriyle çalıştığına bizzat şahidim. Bu vesileyle kendilerinin bilhassa iklim değişikliğiyle mücadele alanında başlattığı girişimlerin önemini vurgulamak istiyorum. Türkiye olarak bu çalışmalara katkıda bulunan hedefiyle Kasım 2026’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyoruz.

Eşim Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 2017 yılında başlattığımız Sıfır Atık Projesi’nin küresel bir girişime dönüşmesini sağlayan Birleşmiş Milletler sürecinde desteğini esirgemeyen ve Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nın ilk imzacılarından olan Sayın Guterres’e bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

İstanbul’u bir Birleşmiş Milletler merkezi haline getirme vizyonumuz doğrultusunda teşkilatın ofislerini aynı çatı altında toplayacak Birleşmiş Milletler Evi projemizi hayata geçirmeye hazır haldeyiz. Bu projenin Sayın Genel Sekreterin Birleşmiş Milletler 80 girişimine de ulusal düzeyde önemli katkı sunacağını düşünüyorum. Yaşadığımız her hadise ve kriz ilk kez bundan 13 yıl önce dile getirdiğimiz “dünya, beşten büyüktür” tespitimizin haklılığını teyit ediyor. Adalet olmadan dünyada kalkınma, barış, istikrar olmayacağına inanan bir lider olarak Birleşmiş Milletler’i daha kapsayıcı bir yapıya dönüştürmeyi amaçlayan tüm girişimleri desteklemeyi sürdüreceğiz.

Sayın Genel Sekreter, şahsınıza ve liderlik ettiğiniz teşkilata yönelik karalama kampanyalarına rağmen Gazze başta olmak üzere insani krizlerin aşılması ve uluslararası barışın tesisi için ortaya koyduğunuz ilkeli ve özverili çabalarınızın bu müstesna ödülümüzün ruhu, manası ve hedefleriyle fevkalade uyumlu olduğuna inanıyorum. Sizin nezdinizde dünyanın dört bir tarafında çetin şartlarda barış için fedakârca görev yapan Birleşmiş Milletler personelini selamlıyor, hayatını kaybeden Birleşmiş Milletler çalışanlarını saygıyla yâd ediyorum.

Şahsınıza tevcih ettiğimiz Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün Birleşmiş Milletler ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bu düşüncelerle ülkemizi ziyaretiniz için tekrar teşekkür ediyor, çalışmalarınızda muvaffakiyetler diliyorum.

Kalın sağlıcakla.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Takdim Töreni Konuşması, Ankara, 12 Mart 2026

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,

Ekselansları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sevgili Çocuklar,

Zat-ı alinize, Türkiye Hükümeti’ne ve Türk halkına en derin şükranlarımı sunuyorum.

Çok teşekkür ederim.

Burada bulunmaktan duyduğum minnetin yanı sıra, omuzlarımda büyük bir sorumluluk hissi taşıyorum.

Bu kıymetli ödülün; bölgemizde ve ötesinde büyük acıların yaşandığı, korkunç çatışmaların hüküm sürdüğü, jeopolitik uçurumların derinleştiği ve küresel iş birliğine olan güvenin sarsıldığı bir dönemde verilmiş olmasının bilincindeyim.

Atatürk Uluslararası Barış Ödülü, barışın sadece ulvi bir vizyon değil, aynı zamanda güçlü bir direniş ve bir eylem çağrısı olduğunun nişanesidir.

Bu ödülü kabul etmekten onur duyuyorum. Sayın Cumhurbaşkanı, müsaadenizle bu ödülü, her gün bu çağrıya kulak veren Birleşmiş Milletler personeli adına da almak istiyorum.

Dünyanın dört bir yanında barış, sürdürülebilir kalkınma ve insan hakları için ter döken cefakâr kadın ve erkekler adına,

Dünyanın en mahrum kalmış köşelerine yardım ulaştıran insani yardım gönüllüleri adına,

Pamuk ipliğine bağlı ateşkesleri ayakta tutmaya çalışan barış güçleri adına,

Bölünmeleri sabırla aşmaya çalışan arabulucular adına,

Toplumları güçlendiren ve hakları savunan kalkınma uzmanları adına,

Bu ödülün asıl sahibi onlardır.

Ayrıca bu prestijli ödülle, görev başında hayatını kaybeden Birleşmiş Milletler mensuplarının aziz hatırasını da yâd ediyorsunuz. Müsaadenizle, Gazze halkına destek olmaya çalışırken can veren ve bu uğurda hayatını kaybeden yüzlerce Birleşmiş Milletler çalışanına burada özel bir parantez açmak isterim.

Sayın Cumhurbaşkanı, tüm bu anlamlı çabalarınız için size teşekkürlerimi sunuyorum.

Hiç şüphesiz bu ödülün manası, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı ve mirasından ayrı düşünülemez.

Atatürk, yaşadığı onca zorluğun ve liderliğinin süzgecinden geçerek şunu çok iyi anlamıştı: Barış, tesadüfen ortaya çıkmaz.

Barış; toplumsal dayanışmaya dayanan ve uluslararası iş birliğiyle ayakta tutulan bilinçli bir tercihtir.

Yurtta barış, dünyada barış.

O’nun “Yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonu, Birleşmiş Milletler Şartı’nın ruhunu en saf haliyle yansıtmaktadır.

Atatürk’ün toplumsal ilerleme, eşitlik ve herkesin refahı konusundaki kararlılığı, Birleşmiş Milletler’in amacıyla derinden örtüşmektedir.

Ve bu miras, bugün Türk halkının şahsında yaşamaya devam etmektedir.

İşte tam da bu yüzden, mübarek Ramazan ayında sizlerle bir arada olmayı canı gönülden istedim.

Birleşmiş Milletler ailesindeki yirmi yıllık görevim boyunca kişisel bir Ramazan geleneğini sürdürdüm: Bir Müslüman toplumuyla dayanışma ziyareti gerçekleştirmek ve birlikte iftar yapıp bu manevi iklimi paylaşmak.

Bu ziyaretler hem bana hem de dünyaya İslam’ın gerçek ruhunu; şefkati, paylaşmayı ve empatiyi en güçlü şekilde hatırlatıyor.

Bu Ramazan’da, dayanışma ziyaretimin adresi mutlaka Türkiye olmalıydı.

Türk halkının sergilediği o olağanüstü ve yüce gönüllü ruhu tüm dünyanın dikkatine sunmak için buraya geldim.

Dünyanın dört bir yanında insanların yurdundan yuvasından edildiği böylesi bir dönemde Türkiye; şiddet ve zulümden kaçmak zorunda kalan milyonlara hem kucağını açtı hem de onları kendi bağrına bastı.

Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yaptığım 10 yıl boyunca, hiçbir ülke güvenli bir liman arayan bu kadar çok insana kucak açmadı. Ve hiçbir yerde onlara Türkiye’deki kadar iyi bakılmadı, hakları böylesine korunmadı.

Türkiye bu konuda hep en öndeydi.

Mardin, Şanlıurfa ve Gaziantep gibi şehirlere yaptığım ziyaretlerde; yerel halkın sunduğu o emsalsiz dayanışmayı, insanların onurunu ve umudunu nasıl ayakta tuttuklarını asla unutmayacağım.

Bugün Genel Sekreter olarak, Türk halkının Atatürk’ün mirasını nasıl yaşattığını görmeye devam ediyorum.

2023’te yaşadığımız o yıkıcı depremlerin ardından, Türk ve BM ekiplerinin hem Türkiye’de hem de Suriye’de omuz omuza vererek hayat kurtarmak ve şehirleri yeniden ayağa kaldırmak için nasıl çalıştığına şahit oldum.

Küresel çalkantıların ortasında; gıda piyasalarını dengeleyen, gelişmekte olan ülkelere sevkiyatı yeniden başlatan ve milyonları doyuran Karadeniz Tahıl Koridoru Girişimi’nin Türkiye’nin liderliğiyle nasıl hayata geçtiğini gördüm.

Türkiye’nin “Sıfır Atık” hamlesindeki küresel liderliğini takdirle takip ediyorum ve bu vesileyle Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin gayretlerini ve bu yılsonunda ev sahipliği yapacağınız BM İklim Değişikliği Konferansı (COP 31) hazırlıklarını kutluyorum.

Ve tabii ki Türkiye’nin Filistin halkının hakları ve onuru için verdiği o amansız mücadeleyi görüyorum.

Gazze’de ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılması yolundaki arabuluculuk çabalarınız için Türkiye’ye şükranlarımı sunuyorum.

Daha önce pek çok kez ifade ettiğim gibi; 7 Ekim dehşetini hiçbir şey haklı çıkaramaz ancak bu durum, Filistin halkının topluca cezalandırılmasının da bir gerekçesi olamaz.

Gazze’deki ölüm ve yıkımın hızı ve boyutu, Genel Sekreterlik yıllarım boyunca tanık olduğum hiçbir şeye benzemiyor.

Bugün bile Filistinliler; Gazze’ye yönelik insani yardımlardaki ağır kısıtlamalar ve işgal altındaki Batı Şeria’da kaygı verici şekilde genişleyen yerleşim faaliyetleri altında büyük acılar çekmeye devam ediyor.

İnsani yardımların güvenli, sürekli ve engelsiz bir şekilde bölgeye ulaşması elzemdir.

Bunun da ötesinde, Uluslararası Adalet Divanı’nın da teyit ettiği üzere işgal sona ermelidir.

Filistin halkının vazgeçilemez hakları teslim edilmelidir.

Uluslararası hukuka saygı gösterilmeli ve hesap verebilirlik sağlanmalıdır.

Ayrıca siyasi çözüm ufkunu daima göz önünde bulundurmaya devam etmeliyiz.

İsrail ve Filistin’in barış, güvenlik ve onur içinde yan yana yaşaması için iki devletli çözümden başka bir çıkış yolu yoktur.

Bunun gözlerimizin önünde yok edilmesine izin veremeyiz.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ekselansları,

Değerli Dostlar,

Dünyanın her yerinde barıştan çokça söz ediliyor; ancak ne yazık ki barışı sahada çok az görüyoruz.

Uluslararası hukuk ayaklar altına alınmaya devam ediyor.

Güç siyaseti zemin kazanıyor.

Eşitsizlikler büyüyor.

Yapay zekâ da dâhil olmak üzere yeni teknolojiler, şiddeti önlemek yerine onu körükleme riski taşıyor.

Askeri harcamalar arşa çıkarken, hayat kurtaran yardımlar dibe vuruyor.

Ve tüm bu süreçte, artan ölü sayısıyla, kararan hayatlarla ve yok olan toplumlarla faturayı yine siviller ödüyor.

Orta Doğu’da giderek büyüyen kriz, bunun en trajik örneğidir.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından başlatılan devasa askeri saldırılar ve ardından İran’ın dün Güvenlik Konseyi tarafından şiddetle kınanan pek çok ülkeye yönelik misilleme saldırıları, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik vahim bir tehdit oluşturmakta ve siviller için tarif edilemez acılara yol açmaktadır.

Bölgenin geri dönülemez bir uçurumun kenarına itilmesi; aksayan ticaretten artan enerji ve gıda fiyatlarına, derinleşen güvensizlikten istikrarsızlığa kadar uzanan bir silsileyle tüm dünyayı sarsmaktadır.

Her zaman olduğu gibi, yine en önce ve en ağır darbeyi en savunmasız olanlar alıyor.

Bölgenin ve dünyanın acilen bu gerilimden çıkış yoluna ihtiyacı var.

Tek çözüm yolu gerilimi düşürmek ve diyalogdur.

Tüm tarafları düşmanlıklara son vermeye, uluslararası hukuka uymaya, sivilleri korumaya ve derhal müzakere masasına dönmeye davet ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ekselansları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sevgili Çocuklar,

Barış ruhuyla bir araya gelmişken, bu toprakların insanlığın en eski ve en kalıcı uzlaşı derslerinden birine nasıl ev sahipliği yaptığını hatırlamak yerinde olacaktır.

Üç bin yılı aşkın bir süre önce bu topraklarda, hasımlar bugün bile insanlığın karşı karşıya olduğu bir seçimle baş başa kaldılar.

Ya intikam sarmalına devam edeceklerdi ya da başka bir yolu seçeceklerdi.

O seçim, her ne kadar zorlu mücadelelerle elde edilmiş olsa da sonunda diyalog kazandı.

Bu seçimden, tarihin bilinen en eski barış antlaşmalarından biri olan Kadeş Antlaşması doğdu.

Bugün, bu antlaşmanın Türkiye tarafından hediye edilen bir replikası, Birleşmiş Milletler’de Güvenlik Konseyi salonunun hemen dışında, dünyaya diyalog için miras bırakılan o alanda asılıdır.

Diplomatlar her gün, zamanımızın krizleriyle yüzleşmeye giderken o antlaşmanın önünden geçerler.

O antlaşma, binlerce yıl ötesinden bugüne seslenen bir mesaj taşır: Eski düşmanların kalıcı barışa ve birbirlerinin topraklarına duydukları saygıya dair bir taahhüt.

Aynı zamanda bize barışın; net taahhütler ve ortak sorumluluklarla desteklendiğinde kalıcı olduğunu hatırlatır.

Kadeş Antlaşması’nın hikâyesi sadece tarih kitaplarına hapsolmuş bir anı değildir.

Bu hikâye; çatışma ile uzlaşı, acı ile umut, geleceklerinin birbirine bağlı olduğunu anlayan uluslar arasında köprü kurmaya çalışanların içinde yaşamaya devam ediyor.

Bu akşam şahsıma tevcih edilen bu ödül; Birleşmiş Milletler’e ve tüm dünyaya barışın savunuculuğunu yapma yolunda verilen güçlü bir mesajdır.

Bu, karanlık zamanlarda dahi pes etmemek, metanetle direnmek için bir çağrıdır.

Kinizme, ayrışmaya ve umutsuzluğa karşı kararlılıkla mücadele etme mesajıdır.

Uluslararası iş birliğine olan bağlılığımızı yeniden tazeleme mesajıdır.

Dayanışma ve azimle bu kritik dönemin gerekliliklerini yerine getirme mesajıdır.

Ve Atatürk’ün o eşsiz vizyonunu günümüzde daha da ileriye taşıma sözüdür:

‘Yurtta sulh, cihanda sulh.’

Sayın Cumhurbaşkanı, bu yüksek onur için size bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Gelin, hep birlikte barışa bir şans verelim.